ISLAMI SOHBET`E GIRIS



Çocuk terbiyesi ve din eğitimi, Çocuklara Allah’ı nasıl anlatmak gerekir?

08 Haziran 2009 Yazan admin  
Kategori Evlilik Bilgileri

Soru
Aile cocuklarina dogru yolu gostermelidir,bunu inkar eden yok.Ama ondan sonra secim cocugun degil midir?Cocuga tekrar tekrar ayni seyi soylemek,kafasina kakmak,asagilamak,uzmek,aglatmak,umudunu kirmak onu hem ailesinden hem de dinden sogutmaz mi?Bir kiz ortunecekse ve ailesinin baskisi yuzunden ortunurse bu kabul olur mu?En dogru zamani kendisi secmemeli midir?Sunun bunun kzi yaptigi veya anne babanin zoruyla degil bunu Allah dedigi icin yapmali ve karari kendisi vermemeli midir?

Değerli Kardeşimiz;

Deneysel psikoloji, okul çağına kadar çocukta sanatsal bir düşünce biçimi olduğunu ileri sürmektedir. Buna göre çocuk gördüğü her şeyin bir insan eliyle yapıldığını; güneş, ay, yıldızlar, denizler vs. gibi zor şeylerin de daha güçlü ve daha büyük bir insan tarafından yapıldığını düşünmektedir.

Çocuktaki bu “büyük işleri büyük insan yapar” düşüncesi ileride, soyut zekanın gelişmesi ile birlikte, “Allah, yoktan var eden, her şeyi bilen, her şeye gücü yeten, kainatın tek sahibidir” inancını kolay kabul etmesini sağlamaktadır.

Deneysel psikolojiye göre bir çocuğa Allah inancı verilmese bile, bu sanatsal düşünce yeteneği sayesinde kainatın bir yaratıcısı ve yöneticisi olduğunu kolayca bulabilecektir. Çocuk ayrıca soyut zekanın işlemeye başladığı okul yaşına kadar - her şeyi canlı kabul eden - bir dünya görüşüne sahip olduğu için Allah’ı büyük bir insana benzetmekten kurtulamaz. Bu yüzden çocukların “Allah nerede oturuyor? Allah’ın evi var mı? Allah’ı neden göremiyoruz?” gibi sorularını anlayışla karşılamalı, onlara kızmamalıyız.

Bazı anne ve babaların “Allah gökyüzünde oturur. Allah cennette oturur.” şeklinde cevaplar verdiğini duyuyoruz. Allah mekandan münezzeh olduğu için bu cevaplar İslam itikadına aykırıdır.

Çocukların en çok sordukları sorular ” Allah nerede”, ” Allah’ı niçin göremiyoruz” sorularıdır. Bu soruya klasik cevabımız, “Allah’ın bizim gibi maddî bir varlığı yok. Bu yüzden Allah hiç bir yerdedir. Ancak, Allah’ın yarattığı varlıklar her yerdedir ve yarattığı bu varlıklardaki görünen güzellik, mükemmellik gibi özellikleriyle de her yerdedir” şeklinde olabilir.

Bir ailenin aktardığı şu örnek bizim de işimize yarayabilir. O sıralarda çocukları baba ve anneye Allah nerede, niçin göremiyoruz sorularını sormaktadır. Bir gün başka bir ilde oturan babaanne torunlarına özel bir su böreği yapar ve bir akrabalarıyla yollar. Su böreğini yerken babanın birden aklına gelir.

“Çocuklar, şimdi babaannemiz nerede?” diye sorar.

Çocuklar babaannenin oturduğu ili söylerler.

Babanın “Bu börekleri kim yaptı ve yolladı bize?” sorusunu çocuklar “Babaanne” diye cevaplarlar. Baba yine sorar:

“Nerden biliyorsunuz onun yaptığını?” “Çünkü bu güzel su böreğini babaanne yapıyor” diye cevap verir çocuklar. Baba burada şu yorumu ekler: “Biz babaanneyi göremiyoruz gözümüzle. Ancak onun yaptığı bu börek yoluyla onu tanıyor ve biliyoruz. Ayrıca o İstanbul’da olmasa da, yaptığı börekle şimdi bizim yanımızda. Yaratıcımızı da gözümüzle göremiyoruz. Ancak yaratmış olduğu çiçeklerle, rüzgârla, çilekle bizim yanımızda O da.”

Allah’ın çok büyük olduğunu, bizim O’nu göremeyecek kadar küçük olduğumuzu söyleyebiliriz. Allah bizi görüyor fakat biz O’nu göremiyoruz. Tv de görünenleri biz görürken, onlar bizi göremiyorlar. Vazifemiz Allah’ı görmek değil, bilmek, tanımak ve sevmektir. Sevdiğimiz herşeyi O verdi bize. Öyle ise O’nu çok sevmeliyiz. O’nu sevdiğimizi göstermek için, O’nun istediklerini yapmalıyız., O’nun istediği gibi olmalıyız, yani Peygamberimiz gibi… Kim o? Allah’ın elçisi, O’nun en çok sevdiği insan. Çocuğun

merakını, nazarını Peygambere çevirirsek, O’nu düşünmesini temin edersek işimiz daha da kolaylaşır. O’nun gibi yaşadıkça Allah bizi sevecek, daha sonra (öldükten sonra) kendisini bize gösterecek.

Çocukların sıkça sordukları diğer bir soru da “Allah Nasıl Bir Varlık?”

“Nasıl” sorusu iki farklı anlamı ima eder. İlki maddî varlık anlamındadır. Büyük-küçük, uzun-kısa gibi. İkinci anlam ise o varlığın hususiyetlerini ima eder.

Allah maddi bir varlık olmadığı için, maddi varlıklar için geçerli olan özellikleri olamaz. Bu aynen bu şekilde çocuğa aktarılabilir.

İkinci anlamdaki Allah’ın nasıl bir varlık olduğu ise çocukların gerçek ihtiyaç duyduğudur. Çocuğun duygularını sadece “Bir Allah var. Herşeyi O yarattı” şeklindeki bir yaklaşım tatmin edemez. Yaratıcı öyle bir yaratıcıdır ki: Rahmetli, şefkatli, hayatı ve ölümü veren, rüzgârı harekete geçiren, ölen kuşunu cennete yollayan, güzel, mükemmel

yaratan, adaletli, anlamsız iş yapmayan, insanı çok seven ve değer veren, kocaman her şeyi, küçücük her şeyi yaratan, hamamböceklerini, yılanları, fareleri, koyunları en güzel ve en biçimli şekilde yaratan, annenin kalbine kek yapma isteği koyan, anneye güzel yemekler yapma ilhamı veren, insanların iyiliğini isteyen bir Yaratıcıdır. Yaratıcının

nasıl bir varlık olduğu her fırsat değerlendirilerek anlatılabilir. “Rabbimiz ağaçları ne güzel yaratmış, demek ki O çok güzel,” “kediye

süt verme isteği koyuyor içimize, ne kadar şefkatli O,” “Bulutları ne kadar düzenli yaratıyor. Ne kadar adaletli”, “İnsanların elinin

değmediği her yer ne kadar temiz, O Kuddûs olmalı” gibi.

Çocukların Allah’ın maddî varlığına ait sorularında ısrarcı olmalarının bir nedeni, çocuğa özellikleriyle Allah’ın nasıl bir varlık olduğunu anlatmaktaki eksikliktir. Eğer bu eksiklik giderilirse, çocuklar, Allah’ı neden göremiyoruz, maddî olarak nasıl bir varlık şeklindeki sorularında ısrarcı olmayacaktır.

Çocuk doğruyu yanlışı farkedene kadar ailesi tarafından yönlendirilmeli ve eğitilmelidir. Eğitimi ileride doğruyu seçmesine yönelik olmalıdır. Çocukluğunda hiç dini eğitim almamış bir kızdan 20 yaşında örtünmeyi seçmesini beklemek zordur. Çocuk bu yönde eğitilmeli ama bunu yaparken nefret ettirmemeye azami gayret etmeli ve sevdirerek gerekli eğitimi vermeli…

Çocuğun Dini Eğitimi Ne Zaman Başlar?

Çocuk terbiyesi çocuğun doğumundan önce başlayan, peder ve validenin ortak bir misyonuyla kendilerinin vefatlarına kadar devam eden oldukça uzun bir zaman dilimine ihtiyaç duyulan bir süreçtir.

Bu konuda örnek göstermemizi istediğiniz Bediüzzaman Hazretleri en önce kendi anne ve babası tarafından doğumundan önce terbiye edilmeye başlanmıştır. Validesi ona hamile olduktan sonra abdestsiz yere basmamakta ve doğumundan sonra da abdestsiz onu emzirmemektedir. Pederi de aynı inceliği gösterip, geçim kaynağı olan büyükbaş hayvanlarını otağa götürürken başkalarının bağ ve bahçelerinden ot yiyip rızıklarına haram bulaşmasın diye ağızlarını bağlamıştır.

Bu örnekte de görüldüğü gibi, doğumdan önce peder ve valide en önce kendilerini bir terbiyeye tabi tutmuşlardır. Bir peder ve valide, çocuğunun doğumundan önce kendi ibadet hayatına çeki düzen vermeli, kötü alışkanlıklarından vazgeçmeye azmetmelidir. Unutulmamalıdır ki çocuğun doğumundan sonraya bırakılacak bir iş değildir. Bir çocuk hayatı boyunca öğrenip öğreneceklerinin hemen hemen yarısını 1 ile 5 yaş arasında öğrenmektedir. Bu döneme ailenin iyi hazırlanması gerekir.

Çocuk terbiyesinde diğer bir önemli hususu Bediüzzaman Hazretleri şöyle ifade etmektedir :

“… bir çocuk, küçüklüğünde kuvvetli bir ders-i imanî alamazsa, sonra pek zor ve müşkül bir tarzda İslâmiyet ve imanın erkânlarını ruhuna alabilir. Âdetâ gayr-ı müslim birisinin İslâmiyeti kabul etmek derecesinde zor oluyor, yabani düşer. Bilhassa, peder ve validesini dindar görmezse ve yalnız dünyevî fenlerle zihni terbiye olsa, daha ziyade yabanilik verir. O halde o çocuk, dünyada peder ve validesine hürmet yerinde istiskal edip çabuk ölmelerini arzu ile onlara bir nevi belâ olur. Âhirette de onlara şefaatçi değil, belki dâvâcı olur: “Neden imanımı terbiye-i İslâmiye ile kurtarmadınız?…. ” (E.L)

Ayrıca çocukların küçük yaşta namaza başlatılması hususunda ise yedi yaşından sonra vefat edenler büyük insanlar gibi hesaba çekileceklerinden “vildanun muhalledun” ayetinin ifadesine dahil olmadıklarını bu yüzden şeriatın “zamanında namaza başlamayan çocukların hafifçe dövülebilecekleri” ni söylemesinin hikmetlerini ifade etmektedir.

Çocuk Ruh Sağlığı Açısından Din Eğitimi

Bazı eğitimciler çocuklara küçük yaşlarda din eğitimi vermenin laikliğe aykırı olduğunu, ancak ergenlik çağına geldiğinde hür iradesi ile buna kendisinin karar vermesi gerektiğini ileri sürüyorlar. Bu görüş, gerçekçi bir yaklaşım değildir. Ateist bir anne veya baba din eğitimine karşı olsa bile çocuğunu içinde yaşadığı toplumdan soyutlayamaz. Zira çocuk, yetişkinler gibi peşin yargılara sahip değildir. Çevresinde gördüğü herşeyle ilgilenir, öğrenme isteğiyle doludur, tarafsız bir gözlemcidir. İlk defa duyduğu ezan sesini yahut ilk defa gördüğü caminin ne olduğunu sorup öğrenmek isteyecektir.

Psikolog Antonie Vergote, Din Psikolojisi isimli eserinde, çocukların doğuştan din duygusuna sahip olduklarını söyler. İnsan sadece etten, kemikten ve kandan ibaret maddî bir varlık değildir. Onu diğer canlılardan ayıran doğuştan sahip olduğu ruh ve duygu zenginliğidir. İnsan sosyal bir varlıktır. Sevmek, sevilmek, bir inanca sahip olmak, kendisini değerli ve güçlü hissetmek ister. Bu da ancak bir aileye, bir topluma, bir vatana ve bir dine bağlı olmakla mümkündür.

Kuralsız toplum yoktur. Bir toplumu ayakta tutan kurallar bütününe hukuk diyoruz. Hukukun olmadığı yerde anarşi, kargaşa ve kaba güç vardır. Hırsızlığı, haksız kazancı, zayıfı ezmeyi, adam öldürmeyi, kısacası cana-mala-namusa tecavüzü yasaklayan hukuk maddeleri kaynağını dinden almaktadır. Allahın elçisi bütün peygamberler bu kuralları insanlara bildirmek ve toplum düzenini sağlamak için gönderilmiştir. Helâl-haram, sevap-günah kavramlarını kullanmadan, yani dinî kaynaklara başvurmadan çocuklara ahlâkî davranışlar kazandırmamız çok zordur.

Çocuklarımıza Allahı Nasıl Anlatacağız?

Çocuklar hikaye ile anlatılan konuları daha kolay ve daha istekli öğrenirler. Allahı ve sıfatlarını öğretirken Lokman(a.s.) ile oğlu arasında geçen konuşmaları hikaye şeklinde anlatabiliriz. Ben çocuklarıma Peygamberimizi anlatırken çocukları ne kadar çok sevdiğini torunları Hz. Hasan ve Hüseyin efendilerimizden ve kızı Fatıma anamızdan örnekler vererek hikaye şeklinde anlatmıştım. Keza gösterdiği mucizeleri anlatırken de hikaye yolunu seçmiştim. Meselâ, sevgili Peygamberimiz ve Hz. Ebu Bekir hicret için Sevr mağarasına gizlendiklerinde yaşanan örümcek ve güvercin mucizesini hikaye suretinde anlattığımda, oğlum dört yaşındaydı. O kadar hoşuna gitmişti ki,- Babacığım, bir daha anlat demişti.

Lokmanın(a.s.) oğluna yaptığı öğütlere baktığımızda ilk sırada -Allahtan başka ilâh yoktur inancının geldiğini görüyoruz. Lokman oğluna öğüt vererek: Yavrucuğum, dedi, Allaha ortak koşma, çünkü bu büyük bir haksızlıktır (bkz. Kurân, 31:13). Biz de, bu âyetten hareketle, çocuklarımıza Allahın büyüklüğünü anlatacağız. -Kâinatı, güneşi, yıldızları, ayı, dünyayı ve üzerindeki bütün canlıları yaratan Odur. Dünyanın en güçlü kralına da, küçücük sineğe de can veren Odur. Allahtan başka ilâh yoktur. İbadete ve duaya lâyık ancak Odur. Ancak Allahın önünde eğilir (namaz kılar) ve gücümüzün yetmediği şeyleri Ondan isteriz. Eğer Allahı unutur, mal, para ve makam elde etmek için başkalarının önünde eğilirsek Allaha ortak koşmuş, büyük bir haksızlık yapmış oluruz.

Lokman(a.s.) öğüdüne devamla, -Yavrucuğum, dedi, yaptığın en küçük bir iş (iyilik veya kötülük) bir kayanın içinde, göklerde veya yerin derinliklerinde olsa dahi Allah onu görür. Doğrusu Allahın her şeyden haberi vardır. (bkz. Kurân, 31:16). Biz de Lokman(a.s.) gibi, çocuklarımıza Allahın yaptığımız herşeyi gördüğünü, aklımızdan ve kalbimizden geçen en gizli duyguları bildiğini, Ondan hiçbir şeyi gizleyemeyeceğimizi, iyi şeyler yaptığımızda çok hoşuna gideceğini ve bizi seveceğini anlatmalıyız.

Sonraki âyetlerde, Lokman (a.s.): -Yavrucuğum, der, -namazı kıl, (insanlara) iyiliği emret, kötülükten vazgeçirmeye çalış, başına gelenlere sabret. İnsanları küçümseyerek onlardan yüz çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme; Allah kendini beğenmiş övünüp duran kimseleri asla sevmez. Konuşurken sesini yükseltme, unutma ki seslerin en çirkini merkeplerin sesidir. Doğrusu bunlar üzerinde durulmaya değer şeylerdir (bkz. Kurân, 31:17-19). Bu âyetlerde hem Allaha, hem de Onun yarattığı insanlara karşı görevlerimiz sıralanmakta; adab-ı muaşeret kurallarının bir özeti verilmektedir. Bunları çocuklarımıza anlatırken kelime ve açıklamalarımızı onların yaşına ve anlayışına göre seçmemiz gerekir.

Sorulara Çocuk Mantığı ile Yaklaşmalıyız

Çocukların her konudaki sorularına cevap verirken yetişkin mantığı ile değil, çocuk mantığı ile düşünmeliyiz. Yapacağımız küçük bir hata onların zihinlerini karıştırmaya yetecektir. Çocuklar dört yaşına kadar ben-merkezci bir düşünceye sahiptir. Canlı cansız ayırımı yapamazlar; onlara göre herşey canlıdır. Bu sebeple masallarda geçen olayların tamamına inanırlar, uydurma olduğunu düşünmezler.

Okul öncesi eğitimde masalların ve dinî hikayelerin rolü büyüktür. Masal kahramanlarının şahsında doğru davranışları öğretmek kolaylaşır. Çocuk kendisini kahramanın yerine koyar, onunla özdeşleşir.

Çocuklar yaptığımız basit açıklamalarla yetinir, fazlasını merak etmezler. Bir anne anlatmıştı: -Dört yaşındaki çocuğum bana, Anne, dedi, neden Allahı göremiyoruz? Ben de, gözlerimiz küçük olduğu için Allahı göremeyiz, dedim. Kendi kendine mırıldandı: Evet, gözlerimiz küçük olduğu için Allahı göremeyiz. Bu cevap ona yetti, başka soru sormadı. Büyük çocuklara bu açıklama yeterli olmayabilir.

-Niçin Allahı göremiyoruz, Allah nerededir, ne kadar büyüktür? gibi soruların cevabını vermemiz ve onların şüphelerini ve zihinlerindeki yanlış imajları düzeltmemiz gerekir. Ben, on yaşında bu soruları soran oğluma karşılıklı diyalog yoluyla cevap vermiştim. Önümüzde duran masayı göstererek sordum:

- Bu masa kendi kendine olur mu?

- Olmaz.

- Yani bunu yapan biri var, diyorsun.

- Evet.

- Şu giydiğimiz terlikler ve ayakkabılar da kendi kendine olmaz, değil mi?

- Olmaz.

- Onları kim yapıyor?

- Adamlar.

- Evet, adamlar yapıyor. Biz onlara ayakkabıcı diyoruz.

- Ayakkabı kendisini yapan ayakkabıcıya hiç benziyor mu? Ayakkabıcının ağzı, gözü, kulağı, ayağı, kolu var, yürüyor ve konuşuyor. Ayakkabıya bakıyoruz, kendisini yapan ustaya hiç benzemiyor, ne gözü var ne de kulağı, ne yürüyebiliyor ne de konuşabiliyor, değil mi?

- Evet.

- Basit bir masa ve ayakkabı kendi kendine olmazken, gökyüzünde gördüğümüz güneş, ay, yıldızlar ve üzerinde yaşadığımız şu dünya kendi kendine olur mu?

- Olmaz.

- Demek onları yapan, yani yaratan biri var. Kimdir O?

- Allah.

- Evet, dünyayı ve üzerinde yaşayan canlıları yaratan yüksek bilgi ve güç sahibi Biri var ve biz Ona Allah diyoruz. Nasıl ayakkabıcı yaptığı ayakkabıya hiç benzemiyorsa, Allah da yarattığı varlıklardan hiçbirine benzemez. Yemek, içmek, uyumak, bir evde oturmak bize mahsus şeylerdir. Allah, bize benzemediği için bunlardan hiçbirine ihtiyacı yoktur. Allahın varlığını biliyoruz, ama Onu göremiyoruz. Duyularımız, aklımız ve bilgimiz sınırlı olduğu için herşeyi göremez, herşeyi duyamaz ve herşeyi bilemeyiz. Allah melekleri nurdan yarattığı için onları da göremiyoruz.

Çocuklarımızı İbadete ve Duaya Nasıl Alıştırabiliriz?

Sembollerle düşünme, yani soyut düşünce tam gelişmediği için çocuklar yedi yaşına kadar herşeye inanırlar. Dört yaşındaki bir çocuk için imkânsız diye birşey yoktur, her şey mümkündür. -Dün gece, sen uyurken, gökten bir yıldız indi; seni öpüp gitti deseniz hemen inanır, bunun mümkün olamayacağını düşünmez.

Dört yaşındaki çocuklara ibadetler ve dua çok ilginç gelir, bizi taklit etmeye çalışırlar. Bizimle birlikte namaz kılmak, dua etmek, oruç tutmak, camiye gitmek çok hoşlarına gider. Yemeklerden önce ve sonra Allaha verdiği nimetlerden dolayı sesli olarak şükretmek, namazlardan sonra yine sesli olarak dua etmek; kendimiz, eşimiz, aile büyüklerimiz ve çocuklarımız için iyi dileklerde bulunmak yavrularımız üzerinde büyük tesir bırakır ve onları Allaha yaklaştırır.

Küçük çocukların dil ve zihin gelişimi henüz yeterince olgunlaşmadığı için soruların amacını tam olarak ifade edemezler. Bir gün çarşıda dolaşıyordum. Annesinin kucağında, iki-üç yaşlarında bir erkek çocuğu parmağıyla camiyi göstererek sordu:

-Bu ne? Annesi, -O bir cami, dedi. Çocuk tekrar sordu: -Bu ne? Annesi yine aynı cevabı verdi: -O bir cami. Çocuk istediği cevabı alamadığını anlatmak için yine sordu: -Bu ne? Anne sesini yükselterek ve kelimelerin üzerine basarak, -O bir cami, dedi. Anneye yaklaştım, -Hanımefendi, dedim, -çocuk caminin adını sormuyor; eve benzemediği için ne işe yaradığını soruyor.

Eğitimci yazar Cezmi Tahir Berktin, Okul Öncesi Eğitim isimli kitabında kendi başından geçen bir olayı anlatıyor:

-Dört yaşındaki kızım, açlık grevine başlamış gibi, birdenbire yemek yememeye başladı. Bizimle sofraya oturmuyor, ağzına bir lokma koymuyordu. Bütün çabalarımıza rağmen sebebini öğrenemedik. Gece olmuş, yatma saati gelmişti. Kucağıma alıp yatağına götürdüm. Başını okşayarak, Seni seviyorum, yemek yemeyişin beni üzüyor, dedim. Ağlayarak boynuma sarıldı: Babacığım, ne olur sen de yeme! dedi ve çocuk diliyle sebebini anlatmaya başladı. Meğer eşim, farkında olmadan, bir eğitim hatası yapmış. Her anne gibi, bizim hanım da çocuğun beslenmesini aşırı önemsediği için kızım soruyor:

- Anne, neden yemek yiyoruz?

- Büyümek için.

- Büyüyünce ne olacak?

- Yaşlanacağız.

- Yaşlanınca ne olacak.

- Her yaşlı gibi bir gün biz de öleceğiz.

Kızım, o küçük mantığı ile, ölümden kurtulmanın çaresini yemek yememekte buluyor. Yemek yemesem büyümem, büyümezsem yaşlanmam, yaşlanmazsam ölmem gibi basit bir mantık geliştiriyor.

Berktin hocanın da ifade ettiği gibi, biz ne kadar saklasak da çocuk er veya geç ölüm gerçeği ile yüzleşecektir. Çok sevdiği büyükannesi, büyükbabası veya arkadaşı öldüğünde bize sormayacak mı: -Büyükannem (veya arkadaşım) nereye gitti? Vereceğiniz cevapta ahiret (cennet) inancı yoksa, ayrılık acısıyla dolu o küçük yüreği nasıl teselli edeceksiniz? Omuzlar üzerinde taşınan bir tabutu görüp sorduğunda ne cevap vereceksiniz?

Korkutarak Değil, Sevdirerek Eğitmeliyiz

Çocuklar dört-beş yaşına kadar rüya ile gerçeği birbirinden ayıramaz, düşüncelerin ve hayallerin gerçekleşebileceğine inanırlar. Kardeşini kıskandığı ve içinden ölmesini arzuladığı zaman, bunun gerçekleşeceğini düşünerek korkar, suçluluk duygusuna kapılır.

Çocuğun yaramazlığından bıkan bir anne, -Beni çok üzüyorsun, bir gün üzüntüden öleceğim diye yakınsa veya -Allah annelerini üzen çocukları sevmez, cehenneminde yakar diye korkutsa çocuk bunun gerçekleşeceğini zannederek paniğe kapılır.

Çocuklara din eğitimi verirken çoğu aileler farkında olmadan korku objesini kullanırlar. Salzman tarafından kaleme alınan ve Yengeç Kitap olarak bilinen bir eğitim klasiğini Çocukları Kötü Eğitmenin Yolları adıyla çevirmiştim. -Çocukları Dinsiz Yapmanın Yolları başlığı altında şu tavsiyeler yer alıyordu:

” Zorla dua ezberletin, ezberleyemediği zaman cezalandırın.

” Yaramazlık yaptığı zaman Allahın onu cehennemde yakacağını söyleyerek korkutun.

” Din adamlarını, dindar akrabalarınızı ve komşularınızı çekiştirin, yaptıkları hataları sayarak gözden düşürün.

Salzman, çocuklarına söz geçiremeyen beceriksiz bir annenin hikayesini anlatırken de şöyle der: Bu ahmak kadın çocuklarını üç şeyle korkutarak sindirmeye çalışırdı: öcü, baba ve Allah. Çocukları yatmaya zorlamak için, -Yatın çabuk, kapatın gözlerinizi, yoksa öcüler gelir sizi yer, derdi. Yaramazlık yaptıkları zaman, -Allah annesini üzen çocukları cehenneminde yakar, diye korkuturdu. Bir suç işleyen veya yalan söyleyen çocuğu tehdit eder, -Baban akşam gelsin görürsün sen, temiz bir dayak ye de aklın başına gelsin, derdi.

Çocuk eğitiminde davranışlarımız sözlerimizden daha etkilidir. Namaz kılacağı zaman çocukları odadan dışarı çıkaran anne babalar var. Camide çocuk azarlayan ve dışarıya kovalayan yaşlılar görürsünüz. Sebebini sorduğunuzda, -Yaramazlık yapıp namazımızı bozuyor, derler. Davranışlarıyla çocukları dinden soğuttuklarının farkında değildirler.

Bir gün ailece yaşlı bir akrabamızı ziyarete gitmiştik. Hoş beş ve çay faslından sonra sıra namaz kılmaya geldi. Biz namazda iken dört yaşındaki oğlum gelip sırtıma çıktı, kollarıyla boynuma tutundu. İkimiz de buna alışığız. Peygamberimizin çocuk sevgisini anlatırken Hz. Hasan ve Hüseyin efendilerimizin dedeleri namazda iken sırtına tırmandıklarını, Peygamberimizin buna ses çıkarmadığını, böyle birlikte namaz kıldıklarını anlatmıştım. O günden sonra, kimbilir belki de kendisini Hz. Hasan veya Hüseyin yerine koyarak, ben namazda iken gelip sırtıma tırmanır, elleriyle boynuma tutunur, böylece birlikte secdeye varırız. -Ne yapıyorsun? diyenlere de -Babamla namaz kılıyorum der. Biz oğlumla son rekatta iken, namazını bitiren yaşlı akrabamız hışımla çocuğu sırtımdan alıp odadan dışarı çıkardı ve kapıyı kapattı. Bana, -Bu namaz olmadı, yeniden kılacaksın! dedi. Güldüm. -Yapma Hacı Amca, dedim, Peygamberimizin namazını bozmayan birşey neden benim namazımı bozsun. Ne demek istediğimi anlamadı tabiî. -Neymiş Peygamberimizin namazını bozmayan şey? dedi kızarak. Ben de anlattım, ama aklı yatmadı. -Olmaz öyle şey, nereden uyduruyorsun bunları! dedi.

Çocuklara Cenneti Olan Allahı Anlatmalıyız

Bir akşam bir komşumuz telefon etti. -Ali bey, bizim çocuğa bir haller oldu, nazara geldi herhalde, şeytan ağza alınmayacak şeyler söylettiriyor dedi. -Hayırdır, hele anlat bakayım dedim. Anlatmaya başladı: -Ah sormayın, benimle birlikte namaz kılan, camiye giden bu güzel çocuğa neler oldu anlamıyorum. Gerçi yaşı daha küçük, dört yaşında, ama söylediği şeyler aklımı başımdan aldı, ne diyeceğimi, ne yapacağımı şaşırdım. Ben namaz kılmayacağım! diye tutturdu. Olur mu, Allah namaz kılmayanları cehenneminde yakar dedim. Ben de onu yakarım! demez mi? Şaşırdım kaldım. Aklıma bir hocaya götürüp okutmak geldi, ama gitmeden önce size bir danışayım dedim.

Komşuyu dinledikten sonra güldüm.

- Hocaya filan götürmenize gerek yok, dedim, çocuk haklı.

Böyle bir cevap beklememiş olacak ki, tepkisi sert oldu.

- Ne diyorsunuz siz, Ali bey?

- Küçük çocukları cehenneminde yakan Allahı hangi çocuk sever ve içinden gelerek namaz kılar? Çocuğu cehennemle korkutmaya ve Allahtan soğutmaya ne hakkınız var? Çocuklara cehennemin kapalı olduğunu bilmiyor musunuz? Peygamberimiz buyuruyor ki: Buluğa erinceye kadar çocuktan ve akıl hastasından kalem kaldırılmıştır. Çocuğu cehennemle korkutarak hem Allaha, hem çocuğa haksızlık ediyorsun. Çocuğun tepkisi gerçek Allaha değil, senin uydurduğun Allaha. Bu vebalin altından nasıl kalkacaksın?

Çocuk adına çok üzüldüğüm için sözlerim sert olmuştu, bunun farkındaydım, ama kendimi tutamamıştım. Adam bir müddet sustuktan sonra:

- Ali bey, kusura bakmayın, aklım iyice karıştı… dedi. Ben hocalardan Peygamberimizin

- Çocuklarınızı yedi yaşından itibaren namaza alıştırın, dediğini duydum.

- İyi de kardeşim, cehennemle korkutarak alıştırın dememiş ki!..

- Haklısınız galiba… Peki, ne olacak şimdi? Hatamı nasıl tamir edeceğim?

- Çocuğunuzun terapiye ihtiyacı var, gelin de bunu nasıl yapacağımızı konuşalım.

Baba iyiniyetli ve söz dinleyen biri olduğu için verdiğim tavsiyeleri yerine getirdi ve çocuğun bozulan itikadı kısa zamanda düzeldi.

Çocuklarda Ölüm Korkusu

Araştırmalar, okul öncesi çocuklarda ölüm korkusunun çok baskın olduğunu göstermektedir. Öncelikle anne babasının, daha sonra kendisinin öleceğinden korkar. Ölüm korkusunun tek çaresi ahiret inancıdır. Ölümü öldürüp kabir kapısını kapatamadığımıza göre, -Nereden geldik, nereye gideceğiz? sorusuna cevap bulmak zorundayız. Bu sorunun cevabı da İslâm inancında vardır.

Bir gün bir hanım okuyucum telefonla beni aradı. Ağlamaklı bir sesle,

- Ali bey, annemi kaybettik, dedi.

Başsağlığı ve sabır diledim.

Konuşmaya devam etti:

- Annemin öldüğüne fazla üzülmüyorum, iyice yaşlanmıştı, kendini zor taşıyordu. Namazında, niyazında, iyi bir insandı. Çok defa, Allahım beni çocuklarıma yük etme, yatağa düşürmeden emanetini al, beni Hasanıma kavuştur diye dua ettiğini duydum. Hasan derken ölen babamı kastediyordu. Babamı üç sene önce kaybettik. Sözü fazla uzatıp başınızı ağrıtmak istemiyorum. Dört yaşındaki kızım için arıyorum. Büyükannesini çok severdi. Annem ölünce, kızımı hemen götürüp teyzesine bıraktım. Annemin hasta olduğunu söyledik, öldüğünü bilmiyor. Uzun süre saklamamız imkânsız, bir şekilde bir yerlerden duyacak veya nereye gittiğini soracak. Ne cevap vereceğimi, nasıl anlatacağımı bilemiyorum; bana yardımcı olun lütfen.

Tekrar başsağlığı ve sabır diledim.

- Siz inançlı bir insansınız, dedim. Bir-iki gün sonra acınız hafifleyince çocuğunuzu yanınıza alın. Ona büyükannesinin öldüğünü, fakat cennete gittiğini, orada daha güzel bir hayat yaşayacağını anlatın.

Anne biraz tereddüt geçirdikten sonra:

- Ben de buna benzer şeyler anlatmayı düşünmüştüm, dedi. Ancak, -Büyük annemi bir daha göremeyecek miyim? derse ne cevap vereceğim?

- Çocukların sorularına cevap verirken dürüst olacağız. Detaylara girmeden, kısaca, anlayacağı kelimelerle cevap vereceğiz. Nasıl inanıyorsak öyle anlatacağız. İnancımıza göre, ahirette yine biraraya geleceğiz, akrabalık ve dostluk ilişkilerimiz devam edecek. Siz de çocuğunuza bunları anlatın. Büyükannesiyle cennette buluşacağını, yine kendisini seveceğini söyleyin.

Çocuğun din eğitimini bir makaleye sığdıramayacağımızı siz de takdir edersiniz. Çocuklardan gelen, cevaplamakta zorluk çektiğiniz soruları elektronik posta adresime gönderebilirsiniz; elimden geldiğince yardımcı olmaya çalışacağımdan emin olabilirsiniz.

Konu ile alakalı detaylı bilgi edinmek isterseniz Ali Çankırılı’nın Çocuğun Manevi Eğitimi isimli kitabından faydalanabilirsiniz.

islamiyete göre evlilik

08 Haziran 2009 Yazan admin  
Kategori Evlilik Bilgileri

Değerli Kardeşimiz;

Saliha.bir kadın, önce evinin kadını olmalı. Kocasına, akrabalarına, komşularına karşı daima saygılı ve uyumlu bir kişilik sergilemelidir.

Tutumlu olmalı, zira Allah (c.c.) israf edenleri sevmez. Evde herşeyi dikkatli ve itina ile kullanmalı. En ufak ve değersizmiş gibi görülen her şeyi değerlendirmesini ve yerinde kullanmasını bilmeli. Zenginde olsa, her şeyi bolca alabilecek imkanlarada sahip bulunsa bile, daima her varlığın bir yokluğu bulunabileceğini ve aç-yoksul insanların varlığını düşünmeli, her şeyi iktisatlı kullanmalı. Az masrafla güzel ve leziz yemekler pişirmesini bilmeli. Her konuda kocasına yardımcı olmalı, ona lüzumsuz masraf yaptırmamalı, kocasının malını ve servetini çar-çur etmemelidir.

Özellikle misafir geldiği zamanlarda mutfak sanatını iyi kullanmalı; kendi akrabaları ve dostları geldiğinde nasıl davranıyorsa, kocasının akrabalarına karşı da daima en güzel ikramı yapmaya gayret etmeli. Misafirin gelmesinden dolayı kocasına eziyet etmemeli, severek hizmet etmelidir

Kadın hareketli ve eli çabuk olmalı, uyuşuk, mıymıntı olmamalı. Kocasının olmadığı saatlerde çabucak işlerini bitirip kendisine zaman ayırmalı. Kocası işten gelmeden ona en güzel şekilde süslenip hazırlanmalı, o gelince lüzumsuz başka şeylerle oyalanmdyıp, eşi ile hoşca vakit geçirmeli. Özellikle yeni evlilik aylarında, çocukları çoğalmadan böyle yaparak, kocasını eve iyice bağlamasını bilmeli, kocasının kalbine girmelidir.

Kadın cilveli, tatlı dilli, güler yüzlü olmalıdır. Eve gelen eşine sevimli bakışlarıyla, güzel davranışlarıyla onun yorgunluğunu unutturmalıdır. Bir kadın kadınlık sanatını iyi kullanmazsa, eşini evinden soğutabilir. Inatçılık kötüdür ama, kadınlarda daha da kötüdür. İnatçılık yüzünden nice yuvalar, bir hiç uğruna yıkılıp git mıştir. Geride ise annesiz-babasız çocuklar üzüntü ve gözyaşı, hatta bazen de kan bırakdığı olmuştur. Onun için kadın uysal olmalı, kocasıyla ve çevresiyle kolayca uyum sağlamalıdır. 0 zaman değeri anar, yuvada huzur ve mutluluk hakim olur.

Fakat bunun yanı sıra, her türlü zorlukları yenme hususunda ise azimli olmalıdır. Gelen bela ve musibetlere karşı kocasına daima destek vermelidir. Nankörlük etmemeli; varlık anında yanında olup, fakirlik ve sıkıntı anında eşini yalnız bırakmamalıdır.

Eşinden daima helal rızık istemelidir. Luzumsuz ve israf olan, eşinin maddi gücünün yetmediği şeyleri istememelidir. Çocuklarını daima helal ve hayırlı rızıkla yetiştirmeyi şiar edinmelidiv Zira ecdadımız; “Yuvayı dişi kuş yapar.” sözünü boşuna söylememişlerdir. Çocuklarının hem annesi ve hem de eğiticisi olmalıdır. Onları sürekli azarlayan, döven ve babalarına şikayet eden biri olmamalıdır. Bilhassa onları seven, eğiten, sabırla onlarla arkadaş gibi oynayan bir mürebbiye olmalıdır.

Kadın evinde, özellikle de kocasının yanında ne kadar hareketli ise, sokakta bunun aksine ağırbaşlı, onurlu, ciddi ve hanımefendi olmalıdır. Haya ve edebini hiçbir zaman kaybetmemelidir; Hayasız kadınlardan daima uzak durmalıdır. Yanlış düşünceye sebeb olacak mekanlardan uzak durmalıdır. Yürümesinde, konuşmasında, bakışlarında, alışveriş ve bütün davranışlarında çok ciddi olmalıdır. Hele yürürken kadınlık belirtilerini tamamen gizlemeye çalışmalıdır. Zira Cenab-ı Hakk Nur Suresi 31. ayette; “Kadınlar ziynetlerinin bilinmemesi ve erkeklerin dikkatlerini üzerlerine çekmemeleri için ayaklannı yere sert vurarak çalımlı ve hareketli yürümesinler.” buyurmuştur. Ozetlersek; Kadın evinde dişiliğini ve güzelliğini, dışarıda ise kişiliğini sergilemelidir.

Anne ve Çocuk Eğitimi

Günümüz pedagojisi çocuk eğitiminin anne karnında başladığını söyler. Bundan dolayı annenin hamilelik döneminde yedikleri ve içtikleri, bulunduğu ortam ortam, aldığı nefes, kullandığı ilaçlar, ayrıca bu dönemde yaşamında meydana gelen acı- tatlı olaylar karnındaki yavrunun kişiliğini ve terbiyesini şekillendiriyor.

Kişilik, insanı doğuştan getirmiş olduğu mizaç özellikleriyle, sonradan çevresi yoluyla edindiği karakterin birleşmesiyle meydana gelen bütünlüğe; terbiye ise çocuğu belli bir eğitim ile yetiştirmeye denir.

Anne – babaya emanet olan çocuk her şeye rağmen kişiliğin ilk oluşumunu bu kutsal varlıklardan alır. Onun tertemiz ve saf olan kalbi her türlü art niyetten uzaktır.

Saflığı, duruluğu ve melekliği iç yapısında barındıran çocuk işlenmemiş bir mermer gibidir. Kimin elinde ise onun istediği şekle sokulur. Tertemiz bir toprak gibi olup hangi tohum atılırsa en iyi şekilde büyür. Bu toprağa iyilik ve güzellik eken sonuçta onu biçer.

Çocuğun içinde bulunduğu ortam onun karakterinin oluşmasını sağlar. Şayet çocuğun iyi bir insan olması isteniyorsa, kendisine örnek olacak insanların çok iyi birer temsilci olmaları gerekir. Ve çocuğa daha küçük yaştan itibaren iyi telkinde bulunmaları icab eder. Gerek sözle, gerekse de davranışlarla… Çocuğu güzel terbiye etmek ilk önce ebeveynin tutumuna bağlıdır. Bu da ilk aylar ve ilk yaşlarda olmalıdır. Sonraya bırakmak geç olabilir.

Çocuk daha ilk yıllardan itibaren çok iyi öğrenmeye başlar. Bu öğrenme daha ziyade taklitten ibarettir. Fakat çocuk gördüğü ve algıladığı şeyleri kolay kolay unutmaz. Öğrendikleri tıpkı taşın üzerine kazılan yazı gibidir.

Çocuğun temiz fıtratlı, şahsiyetli ve terbiyeli olmasını isteyen anne babalar, önce ona temiz ve güzel bir ortam hazırlamalı. Tohumun iyisi, güzel ve bakımlı toprakta meyveye dönüşür. Anne-babalar çocuğun terbiyesine ve bakımına hazır olmadan beşiği, odayı hazırlamamalı. Anne-baba çocuğu nasıl güzel yetiştiririm derdini duymadan çocuk sahibi olmamalı.

Anne baba şunu bilmeli; insandaki güzel ve çirkin duyguların geneli çocukluk döneminde başlar. Utanma, hırs gösterme, saldırganlık, sevecenlik, güzel ahlak sahibi olma, bencillik v.s duygular bu dönemde mayalanmaya başlar çocukta. Bu ve benzeri duyguların güzel bir terbiyeye tabi tutulması çocukta sağlam bir kişiliğin kazanılmasını, ayrıca kuvvetli bir zekanın ve muhakemenin oluşmasını sağlar. Çocuk ilk hırsı yemeğe ve kardeşe gösterir. Bu sebepten çocuğa yeme içme adabı ilk verilecek terbiyelerden olmalı.

Ebeveyn çocuğun cinsiyetine göre hitap etmeli, elbiseyi alırken cinsiyeti göz önünde bulundurmalı, alınacak oyuncaklar da bu yönde alınmalı. Çocuk ilk yetişme çağında şayet ihmal edilirse ahlakı bozulur, bir sürü kötü huylar ortaya çıkar ki, bu da ileride telafisi mümkün olmayan sıkıntılar meydana getirir.

Çocuk okul çağına gelmeden ebeveyn onun eğitimiyle ilgilenmeli. Sözden çok anlamayacağından yaşanmış hikayeler ve iyi insanların hayatı örnek olarak kavratılmalı. Çocuğun güzel ahlak ile ilgili güzel bir davranışı görüldüğü zaman çocuk sevineceği bir şekilde ödüllendirilmeli. Unutulmamalı ki ödül ve mükafat çocuğu güzel davranış sergilemeye teşvik eder. Yalnız ödülün dengeli ve yerinde verilmesi önem arz eder.

Anne-baba çocuklarının gizli kusurlarını araştırırsa kusurlu bir evlat sahibi olur. Şu akıldan çıkarılmamalı; ebeveyn çocuğunun on kusurlu hareketinden dokuzunu görmezlikten gelmeli. Kusurlu davranışlar çocuğun yüzüne vurulursa zamanla çocuk çivi tutmayan bir tahtaya dönüşür. Ve yüzsüzleşir, yaptığı kötü davranışların da normal olduğuna inanır, kişiliği bu yönde gelişir. Yaptığı kusurlu davranışlar çocuğun başına kakılmadan güzel bir lisanla kendisine anlatılmalı. Şayet anne baba bu tür sorunlarla başa çıkamıyorsa yardım almalıdır.

Çocuğu sık sık aşağılama, kınama ve ayıplamadan uzak durmak gerekir. Bu tür olumsuz komutları bilinç altına toplayarak büyüyen çocuk zamanla bu tür kusurlu davranışların kendinde olduğunu varsaymaya başlayacak ve bu doğrultuda şahsiyet geliştirecektir. Belli bir süreden sonra da hem annesinin hem de babasının ikazlarını kulak ardı edecektir. Onun için ebeveyn bu tür olumsuz davranışlardan uzak durmalı, kendini yapmaya mecbur hissederse de binde bir yapmalıdır, bu yaklaşım kanaatimce daha etkili olur.

Bencil davranıp sorunları büyütmeyin

08 Haziran 2009 Yazan admin  
Kategori Evlilik Bilgileri

Bugün isterseniz, bazı temel evlilik kuralları ve mutluluk reçetelerini bazı vakalarla görelim. Bunlar hayali değil, belki kendimizde, etrafta, arkadaş ve tanıdıklarınızda da görüp müşahede ettiğiniz vakalardır. Bunlar isimsiz realitelerdir. Dikkatli okumakta ve bunlardan, akılda kalacak, neticeler çıkartmakta yarar vardır. Erkekler genellikle eşlerini neşeli, bakımlı, güler yüzlü görmek isterler. Güzel kokular sürmüş, kendisini karşılayan bir kadın, onun nazarında ancak sevgilisidir. Dolayısı ile daima flört etmek ve her vesile ile okşamak, sarılmak, öpmek en önemli evlilik kurallarından biridir. Hiçbir erkek, bakımsız, pejmürde, asık suratlı, hele hele devamlı gagalayan kadından hoşlanmaz. Tabii, bu kadınlar içinde geçerlidir. Kadın bütün gün çalışıyor, o sıralarda işi olmayan kocası ise evde traşsız, sabah bıraktığı kılıkta; ev toplanmamış; bulaşıklar yıkanmamış; TV seyreden, içki içen bir durumda. Tabii yorgun, belki aç, bunalmış kadın bu durumda içinden diş bileyerek başlıyor ortalığı düzeltmeye, yemek yapmaya. Derken eşi geliyor, belki merhaba diyecek, yardım etmeye çalışacak. Bu seferde aç, yorgun ve sinirli kadın, patlayacak bir nokta bulup; ya tersliyor ya da şimdiye kadar niye yapmayıp her şeyi ona bıraktığını bağırarak, kızarak soruyor. İşte böyle karşılıklı atışarak yemek yeniyor. Ta ki açlık yatışıp, çift TV seyretmeye geçene kadar. Bu seferde bir tane TV (veya diğeri öbür odada) paylaşılamıyor; senin programın, benim kanalım… Haydi tekrar ağız dalaşı veya itişme kakışmalar. Yüze vurulan kapılar, son söylenecek lafları ilk söyleyerek karşılıklı hakaretler; eski vakaları tekrar tekrar ısıtıp birbirini incitmeler…

Evlilik Bilgileri özel

08 Haziran 2009 Yazan admin  
Kategori Evlilik Bilgileri

Evlenmeden önce neler yapmamız gerekir?
Niçin evleniriz; Temelde hepimiz başka insanlarla iletişim kurmayı arzu ederiz. Olgunlaştıkça da bu his bizi yakından ve derinden sevecek bir kişiyi özleyip, aramaya iter. Almakta vermekte sevginin olmazsa olmaz bölümleridir. Biri olmadan öteki pek uzun ömürlü olmaz. Evlenmenin temel nedenlerinden bir tanesi beraberlik,birine sahip olmak ve birine ait olmak duygusu, bundan doğan yakınlık, can yoldaşlığı, istenmek, anlaşılmak, çocuk sahibi olmak, kendi düzenini kurmaktır. Bunlar vazgeçilmez duygusal öğelerdir. Yine bunlar cinselliği yalnızca fiziksel yönden değil, ruhsal yönden de tamamlar.

Özellikle kadınlar yıllar yılı evlenmeyi ve cinsel ilişkide bulunmayı dört gözle beklerler. Daha çocukluklarından beri her türlü yaşam sorununun evlenince çözümleneceğine inanırlar, ama beraberlik güzel duyguların yanı sıra birçok sorumluluğu ve sıkıntıyı da beraberinde getirir. Evlilik kişilerin bundan sonraki yaşamlarında beraberce kullanacakları sınırlı bir kredidir. Bunu ilk günden tüketebilir ve ya mantık, saygı ve sevgi doğrultusunda bir ömür boyu mutlu olarak kullanabilirsiniz. Cinsellikte bu beraberliğin vazgeçilmez bir parçası ve tamamlayıcısıdır.

Beraberlikte ilk cinsel ilişkinin kusursuz geçmesi gerektiğine inanmışızdır. Oysa bu inancın tam tersine ilk gece gerginlik ve korku içinde geçer. Yeni beraber olan çiftlerin ilk gecelerini birtakım olumsuz duygular içinde olduklarını ve korkularını gizlemek istemeleri de gerginlik ve baskıları daha da arttırır.

Yetersiz cinsel eğitim, daha önceden bilinmeyen ama evlilik süresinde ortaya çıkan çeşitli sağlık sorunları zaten var olan ekonomik sorunlara, toplumsal baskılara ve olumsuzluklara eklenirse cinselliği yok etmeye başlar. Bu yüzden evlilik öncesi bazı hazırlıkları yapmak kişilerin bu olabilecek negatifliklerden uzaklaştırır.

Bunlar nelerdir;

En önemlisi her iki tarafın evlilik öncesi muayeneye gitmeleridir Erkeğin ve kadının cinsel bir anormalliği yani sağlıklı bir cinsel yaşantıyı engelliyecek problemleri var mı, varsa ve mümkünse bunun düzeltilmesi.
Herhangi bir bulaşıcı hastalık var mı ( sarılık, cinsel yolla geçen bir hastalık, aids ve bu gibi ) varsa gerekli önlemleri alınıp, tedavi edilmesi .
İleride sorun olabilecek herhangi bir sağlık problemi var mı. ( Gizli şeker, kalp hastalığı, hormonal bozukluk gibi )
Bebek sahibi olmayı engelliyecek bir sebep var mı ? Erkeklerde evlenmeden önce sperm sayımı yaptırılması, kadında yumurtalıkların ve hormonal düzenin kontrol edilmesi.
Gebelik esnasında sorun yaratabilecek kan uyuşmazlığı, kadında toksoplasma( çiğ etten geçip kırsal alanlarda yaygın bir enfeksiyondur ) gibi gebeliğin ileri ki aylarında bebeğin ölümüne sebep verebilecek bir enfeksiyonun var olup olmadığının araştırılması gerekir.
Kan uyuşmazlığı kan grubu ile değil kanınızda ki Rh faktörü ile ilgilidir.

Yalnızca kadının Rh negatif, erkeğin ise Rh pozitif olduğu durumlarda oluşabilir.

Kadın Rh pozitif, erkek Rh negatif uyuşmazlık yok

Kadın Rh negatif, erkek Rh negatif uyuşmazlık yok

Kadın Rh pozitif , erkek Rh pozitif uyuşmazlık yok

Kan uyuşmazlığının varlığının bilinmesi gebelik öncesinde veya gebeliğin başlangıcında gerekli tedbirlerin alınarak ortaya çıkabilecek rahatsız edici durumları engeller.

6. Çiftlerin ailelerinde ve ya kendilerinde kalıtsal ( doğumla geçen ) bir hastalık ve ya anormallik var mı varsa bunların derecelerinin araştırılması , değerlendirilmesi eğer riziko payı varsa oluşacak gebeliklerin titizlikle takip edilmesi gerekir.

Özellikle akraba evliliklerinde genetik danışmanın alınması ( bunu hekiminizin tavsiye ettiği bir yerde ve ya hastanelerin genetik bölümlerinde yaptırabilirsiniz )

Akraba evliliklerinde sakat çocuk olmasının nedeni basit olarak şöyle izah edilebilir ;

Her insanın yapısında var olan ama bulunduğu şekli ile kişide ciddi rahatsızlıklar yaratmayan birtakım anormallikler vardır ( teknik olarak herkesin genetik şifresinde ki bazı yerlerde zararsız bozukluklar vardır ) aynı sülaleden gelen kişilerde bu bozuklukların aynı yerlerde olma olasılığı fazladır. Doğacak bebeğin yapısını oluşturacak formülün yarısını anneden yarısını da babadan alacağı için aynı kökenden gelen kişilerin her ikisinin de vereceği formülde aynı yerde bozukluk olma olasılığı yüksektir. Ve böyle bir bozukluk olursa verilen şifrede aynı yerde bozukluk olacağı için ciddi sakatlıklar görülecektir.

Teknik olarak her iki taraftan gelecek genetik şifre bozukluklarının aynı yerde ise çocukta o basamaktaki gen tamamen bozuk olacaktır.

Evlilik öncesi cinsel eğitim ve danışma almak oluşabilecek korku ve yanlışlıkları ve bunların getirebileceği cinsel isteksizlikleri ve problemleri ortadan kaldıracaktır.
Unutmayınız ki yaşanan her şey iz bırakır.

Evli çiftlere bir önerimizde birbirlerini iyice tanıyana kadar çocuk sahibi olmamaları. Bunun içinde bir hekime danışarak en uygun doğum kontrol yöntemini cinsel hayatlarına başlamadan önce uygulamalarıdır. Gebe kalma korkusu altında kadın rahat bir cinsellik yaşayamaz.

Sonuç olarak yukarıda saydığımız olumsuzlukların var olması birbirini seven iki insanın bir araya gelmesi için engel teşkil etmeyebilir. Bunların önceden bilinmesi eğer mümkünse gerekli tedavilerin yapılması ve tedbirlerin alınması faydalıdır.

Bilinmeden evlilik sırasında ortaya çıkması ve ya getirebileceği tamiri mümkün olmayan

sonuçlar büyük hayal kırıklıkları, olumsuzluklara hatta ilişkinin bitmesine neden olur.

Bu gibi rahatsız edici olaylarla karşılaşmamak için önerilerimize uymanızı ve hekim kontrolünde sağlıklı bir cinselliğe adım atmanızı öneririz.

anadolugenclik.net: Turkiyede ," Dini Sohbet , Dini Chat , iSlami Sohbet , iSlami Chat , Duabahcesi , islam dini , ilahiler , rya tabirleri, islami rya tabirleri,  ilahi dinle, islami videolar, dini videolar " gibi bir cok aramaya onculuk etmektedir..

 site ekle liseli kzlar bedava mzik dinle chat erotik film izle liseli kzlar ak iirleri sohbet odalar grntl sohbet grntl chat canl sohbet et cinsel sohbet odalar sohbet et mynet sohbet chat yap bayanlarla sohbet netlog Sohbet siteleri Chat siteleri Sohbet kanallari sohbet odalar sohbet kanallar sohbet siteleri dantel rnekleri kameral sohbet oya rnekleri Chat mirc mircturk islam radyom webaslan ssk altn fiyatlar dekorasyon ssk sorgulama dekorasyon prefabrik evler chat sohbet odalar sohbet et mynet chat chat odalar sohbet chat Sohbet siteleri Chat siteleri chat chat Sohbet siteleri film izle Ansiklopedi msn kadn gazete Oyunlar itiraf chat siteleri chat siteleri kameral sohbet sohbet sohbet sohbet odalar sohbet chat Sohbet Sohbet sohbet sohbet sohbet chat Chat Sitesi Chat Siteleri bedava sohbet Web Sohbet Chat sohbet odalar